Yalıçapkını Nasıl Yazılır TDK?
Bugün, bir kelimenin peşinden koşarken günün en küçük ama en anlamlı hatasını yaptım. Yalıçapkını… Bu kelime, öyle anlamlı, öyle güzel bir kelime ki… Bir yalıda uçan, yalnız ama zarif bir kuş gibi. Ama nasıl yazıldığını bilmek, o kadar basit bir şey değilmiş meğer. Bu, aslında bir anlamda hayatın bana verdiği küçük ama etkileyici bir ders gibiydi. Ama başlayalım en başından.
Bir Günlük
Kayseri’de, bir kahve dükkanında otururken, yazmak için defterimi açtım. Yalnızdım, ama bir şekilde yalnız hissetmiyordum. O an, bir kelimenin peşinden gitmek, ona takılıp kalmak ve hayatın diğer yönlerinden kaçmak gibiydi. Defterimi elime aldım, bir şeyler yazmaya başladım. Bu kelimeyi buldum: Yalıçapkını. Hemen yazdım, kalemim kağıtta hızlıca kayarken, bir yalı çapkını gibi uçan bir düşünce geldi aklıma.
Ama bir sorun vardı: Yalıçapkını nasıl yazılır TDK? İçimden bir ses “yanlış yazıyorsun” dedi. Hızla telefonumu aldım ve TDK’ya baktım. O an gerçekten büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Yanlış yazmışım. Yalnızca yanlış yazmamışım, bir anlamda hayatın bana küçük bir dersini de kabul etmiş oldum. Her şeyin mükemmel olmayacağını, her zaman doğru bildiğim şeylerin yanlış olabileceğini anlamış oldum.
> “Böyle bir şey olur mu? Yalıçapkını mı, Yalıçapkanı mı?” diye düşündüm.
> Bir kelimenin doğru yazılması bile insanı ne kadar etkileyebilir?
Hayal Kırıklığı ve Umut
Yalıçapkını yazılırken, aslında düşündüm de… TDK’nın verdiği doğru yanıt, benim içimdeki heyecanı biraz kırdı. İçimden bir şeyler “hayal kırıklığı” dedi, ama tam da o an fark ettim ki: Benim yazım hatam, bir anlamda hayatın küçük hataları gibi. Her şeyin mükemmel olmasını beklemek, bazen bir hata yapmaktan daha büyük bir hata olabilir. Bu yazı hatası, belki de hayatın büyük hatalarına hazırlık gibiydi. Bir bakıma, doğruyu öğrenmek, insanın yaptığı yanlışları görmek demekti. Kendi hatalarım gibi.
> “Bununla ne alakası var?” diye sormayabilirsiniz, ama bence bu da bir hayat dersi.”
Bir kelimenin nasıl yazıldığını öğrenmek, bana zamanla kendimi hatalarımla kabul etmem gerektiğini öğrettim. Bazen ne kadar doğru bildiğiniz bir şey olsa da, o doğruyu bulmanın, yanlışlardan geçtiğini kabul etmemiz gerekiyor. O gün, “Yalıçapkını” kelimesi bana sadece doğru yazılışını öğretmedi, aynı zamanda hayatta hep doğru olanı bulmanın bazen uzun bir yolculuk olduğunu hatırlattı.
Zamanın İçinde
Kayseri’de bir akşam, bir yalı çapkını gibi tek başıma yürürken, bu kelimenin anlamı kafamda daha da büyüdü. Yalıçapkını, sadece bir kuş değil; zarif bir şekilde özgürlüğü, yaşamın ne kadar kıymetli olduğunu anlatan bir metafor gibi geldi. Aynı zamanda, yanlışı yapmadan doğruyu bulmanın da bir anlamı yokmuş gibi hissediyordum. Zamanın içinde kaybolan anlar, hayatın içinde kaybolan fırsatlar gibi. Ve bu fırsatlar, bazen sadece küçük bir hata sonucu doğruya dönüşüyor.
İç sesim, hâlâ “Yalıçapkını nasıl yazılır?” diye sorarken, ben de düşündüm: Belki de yazım hatası yapmak, bir şekilde hayatın ritmini anlamak gibiydi. Yalıçapkını gibi bir kelimenin doğru yazılışını öğrenirken, bu hataların aslında beni ben yapan şeyler olduğunu fark ettim.
Bir Anı Olarak Kalacak
O gün, yazım hatamla birlikte içimde biriken hayal kırıklığını, ama aynı zamanda yeni bir başlangıcın umutlarını da hissettim. Belki de bir kelimeyi yanlış yazmak, hayatın küçük kırılma anlarını anlamanın yolu olabilir. Bugün, yalıçapkını gibi bir kelimenin doğru yazılışını öğrenirken, aslında ne kadar yol aldığımı, ne kadar büyüdüğümü de fark ettim. Hayat bazen tam da bu şekilde, küçük yanlışlarla, doğruyu bulmak üzerine kurulu.
Şimdi, TDK’da yalıçapkını yazarken, yazılışını doğru bildiğimi söyleyebilirim. Ama yazarken o hatanın bana hissettirdiği duygular, bir ömre bedel.
Yalıçapkını, bir kuş gibi uçarken, biz de hatalarımızla doğruyu bulmaya devam ediyoruz.